Dijital Kitaplık Logo

Dijital Kitaplık

Kitap Alıntıları ve Dijital Kitaplık

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.

🌟 Kitapların paradan daha değerli olduğu bir okur topluluğu. Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

Ücretsiz Kayıt Ol
Orada Bir Köy Var, Umuttan Uzakta İzmir’den Erzurum’ - Fakir Baykurt | Dijital Kitaplık
On binlerce kagni

Fakir Baykurt

On binlerce kagni

"Orada Bir Köy Var, Umuttan Uzakta

İzmir’den Erzurum’a gelen tren geceyi yara yara ilerliyordu

Camın dışında uzun karanlıklar vardı
Arada bir uzak köy ışıkları görünüyordu
Sonra yeniden kararıyordu dünya

Vagon sessizdi
İnsanların çoğu uyuyordu
Ama bizim masamızda sürekli aynı kitabın ağırlığı dolaşıyordu

Ravi pencereye yaslanmıştı
Hiç gözlerini tavana dikmişti
Münzevi yol boyunca neredeyse hiç konuşmadı

Ben ise kitabı kapattığım andan beri aynı şeyi düşünüyordum

Bazı kitaplar okunup rafa kaldırılmıyor
İnsanın içine yerleşiyor

Tren Erzurum Garı’na vardığında sabah olmamıştı henüz
Ayaz insanın yüzüne değil, doğrudan içine vuruyordu

İstasyondan çıktıktan sonra uzun süre yürüdük
Şehir yavaş yavaş geride kaldı
Yol inceldi
Sessizlik büyüdü

Sonra bozkırın ortasında eski bir kağnıya denk geldik

Tekerlerinden biri hafif yana yatmıştı
Tahtaları yılların yükünü taşımaktan kararmıştı
Üzerinde saman kırıntıları vardı

Yaşlı bir adam oturuyordu önünde

Bize baktı
Hiçbir şey sormadı
Sanki geleceğimizi biliyormuş gibi yalnız başıyla işaret etti

Bindik

Kağnı ağır ağır ilerlemeye başladı

Teker döndükçe kuru bir ses çıkıyordu
Sanki tahta değil de yıllardır yorulan insanların kemikleri sürtünüyordu birbirine

Yol boyunca çıt çıkmadı

Çünkü bazen bir memleketi anlamak için konuşmak değil
Sessizliğin içinde gitmek gerekiyor

Dağın ardından küçük bir köy göründü sonunda

Kahvenin önünde birkaç adam vardı
Sobanın dumanı göğe ağır ağır yükseliyordu

İçeri girdik

Çay söylediler
Kimse “nerelisiniz” diye sormadı önce
Çünkü Anadolu’da bazı insanlar önce gözünü tartar insanın

Bir süre havadan sudan konuşuldu
Kıştan
Kuraklıktan
Borçtan
Mazottan

Sonra yaşlı adamlardan biri dedi ki

Eskiden kağnılar yük taşırdı
Şimdi insanlar birbirini taşıyamıyor

O cümleden sonra kitap yeniden açıldı içimizde

Ve inceleme orada başladı

İlk konuşan ben oldum

Bazı kitaplar okunmaz
İnsanın omzuna yüklenir
Bu da öyle bir kitap

Çünkü Fakir Baykurt burada yalnız köyü anlatmıyor
Bir memleketin içine çöken yorgunluğu anlatıyor

Bu kitapta insanlar yaşamıyor gibi bazen
Sadece dayanıyorlar

Ve en ağır tarafı şu
Kimse kendine “neden böyle yaşıyorum” diye soracak gücü bile bulamıyor

Kuru ekmeği ikiye bölen eller vardı
Ama kimsenin ömrü bölüşülmüyordu
Gece herkesin üstüne ayrı çöküyordu

Ravi sigarasını yaktı
Uzun süre konuşmadı
Sonra kağnıya bakarak söze girdi

İnsanlar Fakir Baykurt’u yalnız köy edebiyatı diye okuduğu için eksik okuyor

Bu kitap doğrudan sistem anlatıyor

Bakın
Buradaki yoksulluk tesadüf değil
Bir üretim biçimi

Köylü neden sürekli borçlu
Neden korkuyor
Neden kader kelimesine sığınıyor
Çünkü düzen onun kendisini suçlamasını istiyor

Kitaptaki birçok insanın ortak tarafı şu
Başına gelen şeyi doğal sanıyor

Bu çok büyük bir kırılma

Ve kağnı burada çok önemli bir simge
Çünkü o araç yalnız yük taşımıyor
Devletin ulaşmadığı hayatları çekiyor arkasından

Yol var ama ilerleme yok
İnsan var ama değer yok

Fakir Baykurt’un en sert tarafı da burada başlıyor zaten
Bağırmadan anlatıyor

Bağırsa hafiflerdi
Ama o insanı sessizliğin içinde bırakıyor

Ben araya girdim

Kitaptaki sessizlik çok ağır gerçekten

Çünkü insanlar yalnız yoksul değil
Duyulmuyorlar da

Bir köy düşün
Acının bile sıradanlaştığı

Çocuk doğuyor
Yoksulluk hazır

Kadın evleniyor
Yorgunluk hazır

Adam yaşlanıyor
Umutsuzluk hazır

Ve herkes bunu hayat sanıyor

Bazı evlerde çorba değil
Beklemek kaynıyordu ocakta
İnsan bazen açlıktan değil
Alışmaktan çürüyordu

Hiç hafifçe güldü
Ama o gülüşte sevinç yoktu

Siz hala insanların yaşadığını düşünüyorsunuz

Bu kitapta insanların çoğu artık hayatla bağını kaybetmiş durumda

Bakın dikkat edin
Kimse büyük hayaller kurmuyor
Kimse dünyayı değiştirmek istemiyor
Çünkü insan uzun süre ezilince önce ihtimallere olan inancını kaybeder

Bence kitabın en korkunç tarafı açlık değil
Alışılmış acı

İnsan her gün aşağılanırsa
Bir süre sonra aşağılanmayı karakteri sanmaya başlıyor

Ve köyde bunun çok örneği var

Kadınlar özellikle…

Sessizlik onların üstüne erkeklerden daha ağır çöküyor

Çünkü onlar hem yoksulluğu taşıyor
Hem erkeklerin kırılmışlığını

Ama kimse onların acısını ayrı bir şey gibi görmüyor

Bir kadın düşünün
Hayatı boyunca çalışıyor
Doğuruyor
Taşıyor
Susuyor

Ve öldüğünde arkasında yalnız yorgunluk bırakıyor

Birçok insan mezar taşına kavuşamadı
Ama yorgunluğu kaldı geride
Toprak bazı isimleri unutmadı yine de

Münzevi ilk kez başını kaldırdı

Fakir Baykurt’un en büyük başarısı şu olabilir

İnsanları küçümsememesi

Bu çok önemli

Çünkü şehirden bakan birçok yazar köylüyü ya romantikleştirir
Ya aşağılar

Ama burada öyle değil

Bu kitapta insanlar kusurlu
Dedikoducu
Kırıcı
Bazen zalim

Ama yine de gerçek

Çünkü yoksulluk insanı yalnız mağdur etmez
Bazen çürütür de

Ve yazar bunu saklamıyor

Köydeki din anlayışına bakın mesela
İnanç başka bir şey olmuş artık
Korkuyla karışmış

İnsanlar bazen Tanrı’ya değil
Başlarına gelecek şeye inanıyor

Bu yüzden kitaptaki manevi hava huzurlu değil
Daraltıcı

Ravi başını salladı

Evet
Ve burada devlet meselesi de çok önemli

Devlet köyde bir merhamet gibi görünmüyor çoğu zaman
Bir uzaklık gibi görünüyor

Memur geliyor
Gidiyor
Ama insanların hayatı değişmiyor

Kağnı yine aynı yolda

Bu yüzden kitap yalnız geçmiş anlatmıyor
Türkiye’nin uzun süre çözemediği yapıyı anlatıyor

Merkez ve taşra arasındaki kırılmayı

Ve bence en etkileyici taraf şu
Fakir Baykurt karakterlerini kahramanlaştırmıyor

Çünkü gerçek hayatta çoğu insan kahraman değildir
Yalnızca ayakta kalmaya çalışır

Kahvedeki yaşlı adamlardan biri çayını karıştırırken yavaşça konuştu

Eskiden fakirdik
Şimdi de fakiriz
Sadece artık kimse birbirinin yüzüne bakmıyor

O anda kahvenin içindeki sessizlik büyüdü

Ben yeniden konuştum

Belki de bu yüzden kitap çok gerçek geliyor

Çünkü burada büyük zaferler yok
Yalnız küçük dayanışmalar var

Bir tas çorbanın paylaşılması
Bir hastanın başında beklemek
Bir çocuğun başını okşamak

İnsan bazen en büyük iyiliği
Hiç kimseye yük olmadan yapıyordu

Ve galiba bu kitapta beni en çok yaralayan şey şu oldu

Kimsenin tamamen kötü olmaması

Çünkü kötülük bile burada biraz çaresizlikten çıkıyor

Ama insan kitabı bitirince şunu da düşünüyor

Demek ki bu memlekette bazı şeyler hiç değişmemiş

Eskiden insanlar kağnıyla yük taşıyormuş
Şimdi birbirinin suskunluğunu taşıyor

Eskiden yoksulluk topraktaymış
Şimdi insanın zihnine yerleşmiş

Ve galiba en acısı şu

Bu ülkede bazı insanlar yıllarca aç kalmadı yalnız
Sürekli unutuldu

Sonra onlara sabretmeleri öğütlendi
Kanaat etmeleri
Şükretmeleri

Ama kimse dönüp neden hep aynı insanların sabretmek zorunda kaldığını sormadı

Kağnılar yalnız odun taşımıyordu
Bir düzenin çürümüş sessizliğini çekiyordu arkalarında

Ve insan kitabı kapattığında şunu anlıyor

Bazı memleketlerde yoksulluk ekonomik değil
Nesilden nesile bırakılan bir kader terbiyesi

Hiç sessizce toprağa baktı

Ama umut da çok az

Bu kitapta umut bağırmıyor
Sadece tamamen ölmemeye çalışıyor

Bence Fakir Baykurt’un en büyük cesareti bu
Hayatı olduğundan güzel göstermemesi

Çünkü bazı dönemlerde gerçekçilik bile başlı başına cesarettir

Rüzgar yeniden esti
Kağnının tahtaları hafifçe ses çıkardı

Münzevi yavaşça konuştu

O sesi duyuyor musunuz

Bu kitap aslında o ses

Yıllardır yürüyen
Ama bir yere vardığı hala belli olmayan insanların sesi

Kahveden çıktığımızda hava iyice ağarmıştı

Bozkırın üstünde ince bir sis dolaşıyordu

Kağnı hala aynı yerde duruyordu

Sanki bizden önce de oradaydı
Bizden sonra da orada kalacaktı

Ve insan bazı kitapları gerçekten bitirmiyor

Bazıları insanın içinde yürümeye devam ediyor

Bu kitabı okumak, yalnızca Anadolu köyünü görmek için değil, insanın yoksullukla, alışkanlıkla ve sessizlikle nasıl biçim değiştirdiğini anlamak içindir. Fakir Baykurt, okuru acının dışına değil, tam içine bırakır. Süslenmiş bir hayat anlatmaz, olduğu gibi duran bir gerçekliği gösterir. Bu yüzden kitap, bir hikaye toplamı olmaktan çok bir yüzleşme alanına dönüşür. Köyü, kağnıyı, insanı ve suskunluğu yalnızca bir dönem olarak değil, tekrar eden bir insan hali olarak düşündürür. Okuyan kişi, sadece başkalarının yaşamına değil, kendi toplumuna ve kendi kör noktalarına da bakmak zorunda kalır. Bu nedenle On Binlerce Kağnı, okunup bitirilen değil, etkisi uzun süre devam eden, insana yoksulluğun ne olduğunu değil, yoksulluğun insanı nasıl dönüştürdüğünü gösteren bir metindir.

Not:

Bu incelemede geçen tren yolculuğu, köy kahvesi, kağnı yolculuğu, diyaloglar ve atmosfer tamamen tarafımca kurgulanmıştır. Ancak kitap hakkında yapılan değerlendirmeler, eserin ana temaları, toplumsal yapısı, karakter dünyası ve Fakir Baykurt’un anlatmak istediği gerçeklik üzerine kurulmuştur.

Metinde yer alan Ravi, Hiç ve Münzevi ise ayrı kişiler değil, zihnimdeki farklı düşünce katmanlarının konuşan halleridir. Ravi toplumsal çözümleme yapan tarafımı, Hiç insanın karanlık ve varoluşsal boşluğuna bakan yanımı, Münzevi ise sessizlikte düşünen iç gözlemimi temsil etmektedir. Bu nedenle inceleme boyunca ilerleyen tartışmalar, aslında tek bir zihnin kendi içinde yaptığı uzun ve katmanlı bir hesaplaşmadır.

Yusuf Tandoğan"

✍️ Kitap İncelemesi
Yusuf Tandoğan
Yusuf Tandoğan İlk 1000
@edebiyat 27 Jul
5 beğeni
0 yorum
11 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 0 Yorum

Henüz bir yorum bırakılmamış

İlk yorumu sen yap!

Hoş Geldin, Okur!