Dijital Kitaplık Logo

Dijital Kitaplık

Kitap Alıntıları ve Dijital Kitaplık

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.

🌟 Kitapların paradan daha değerli olduğu bir okur topluluğu. Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

Ücretsiz Kayıt Ol
Dilin Mayın Tarlası İnsan, dilden ördüğü bir coğrafyad - Belirtilmemiş | Dijital Kitaplık
Sözler

Belirtilmemiş

Sözler

"Dilin Mayın Tarlası
İnsan, dilden ördüğü bir coğrafyada yaşar, öyle ki bazı sözcükler yalnızca birer iletişim aracı değil, geçtiğimiz yolların haritasıdır.

Bir ilişkide, bir toplumda ya da kendi iç dünyamızda yürürken adımlarımızı belirleyen en görünmez ama en sert sınırlar, çoğu zaman olumsuzlukla biten o sözcüklerde saklıdır. Bize "yapmayın" derler, "kalmayın", "sanmayın" ki her şey göründüğü gibi. Söylenen her olumsuz emir, kurulduğu cümlenin sonuna görünmez bir işaret bırakır. Tıpkı toprağın altına gizlenmiş, üzerine basıldığında yalnızca bedeni değil, belleği de sarsacak bir mayın gibi.

Belki de bu yüzden dilin mekanik çarkları arasında yan yana gelen o ekler, tesadüfün çok ötesinde bir anlam taşır. "Bakmayın" derken cümlenin ucuna bırakılan o mayın, yalnızca gözleri değil, görülecek hakikati de durdurmaya çalışır. "Sormayın" dediklerinde, sorunun ardında yıllardır kapanmamış bir yaranın beklediğini sezersiniz. "Açmayın" o eski defterleri, "kurcalamayın", "almayın" üzerinize bu yükü. "Basmayın" dedikleri yerler, bir zamanlar canın en çok yandığı topraklardır.

İnsan, yasakların çoğunu kurallardan değil, başkalarının acılarından öğrenir. Çünkü her "yapmayın" sözcüğü, çoğu zaman birinin çoktan yapmış olduğu bir hatanın yankısıdır. Her "inanmayın", güvenin kırıldığı bir gecenin izini taşır. Dil, yalnızca neyi yapmamamız gerektiğini söylemez, o yasağın hangi kırılmadan doğduğunu da sessizce taşır.

İnsanlar size "anlamayın", "aramayın" ya da "oynamayın" duygularımla dediğinde, aslında kendi içlerindeki sınırları çizerler. "Durmayın" burada gidin derken bile, bazen kalmanın getireceği tehlikeyi değil, gitmenin taşıdığı zorunluluğu anlatırlar. En ilginç olan ise şudur. Kimi zaman en büyük korkular, yasakların içine saklanır, kimi zaman da en büyük cesaret. Bir ses yükselir en derinden, "Korkmayın." Ardından başka bir ses eklenir, "Unutmayın." İşte dil tam da burada çelişkileriyle insanlaşır. Aynı ağız hem teselli eder hem uyarır, hem ileri iter hem geri çeker.

"Kanmayın", "aldanmayın" derler. Çünkü insanı yıkan, çoğu zaman gerçeğin kendisi değil, gerçeğe benzeyen yalandır. En büyük aldanışlar, yabancıların kurduğu tuzaklardan değil, güven duyduğumuz insanların bıraktığı izlerden doğar. Bir kez kandığınızda yalnızca bir insana değil, kendi sezgilerinize de şüpheyle bakmaya başlarsınız. Belki de bu yüzden dil, bu iki sözcüğü peş peşe dizer. Biri aklı uyarır, diğeri kalbi.

"Kırmayın", "yakmayın" derler. Çünkü bazı şeyler onarılsa bile eski haline dönmez. Bir kalbi kırmakla bir köprüyü yakmak arasında görünenden daha az fark vardır. İkisi de geriye dönüş ihtimalini azaltır. Öfkenin ateşi yalnızca karşımızdakini değil, içimizde hala yaşayabilecek güzel ihtimalleri de küle çevirir. Dil, bazen tek bir yasakla yıllar sürecek pişmanlıkların önüne geçmeye çalışır.

"Tutmayın", "tutunmayın" derler. Çünkü insan bazen elleriyle değil, vazgeçemediği duygularla yük taşır. Kırgınlıkları tutar, geçmişi tutar, çoktan bitmiş ihtimallere tutunur. Oysa sıkıca kavradığımız her şey zamanla bizi de kavramaya başlar. Bırakamadığımız yükler yalnızca ağırlaşmaz, yürümemizi de yavaşlatır. Belki de özgürlük, yeni bir şeye ulaşmaktan önce, artık taşınmaması gerekeni bırakabilmektir.

"Zorlamayın", "kapılmayın" derler. Çünkü hayat, her istediğimizi oldurmaya çalıştığımız bir mücadele değildir. Açılmayan kapıları zorlamak da, kalabalığın duygusuna kapılıp yönünü kaybetmek de insanı aynı yere çıkarır. Kendinden uzaklaşmaya. Bazen geri çekilmek, en büyük ilerleyiştir. Bazen de durabilmek, koşmaktan daha büyük bir cesarettir.

"Ağlamayın" derler. Ardından çoğu zaman "abartmayın" diye eklerler. Oysa insan duygularını susturarak değil, onları tanıyarak olgunlaşır. Gözyaşı her zaman güçsüzlüğün işareti değildir, fakat acıyı büyütmek de onu hafifletmez. Duyguların en sağlıklı hali, inkar edilmediği ama hayatın da merkezine yerleşmediği andır. Çünkü bazı acılar yaşanmak ister, bazıları ise yalnızca zihnimizde büyümeye devam eder.

"Harcamayın" derler. Çoğu zaman akla para gelir. Oysa insan en çok görünmeyen şeyleri tüketir. Vaktini, güvenini, sabrını, merhametini, umudunu. Tükenen her şey yeniden kazanılmaz. Bu yüzden dil, bazen tek bir sözcükle ömrün en büyük israfını hatırlatır. Çünkü insan, fark etmeden harcadığı şeylerin değerini, çoğu zaman onları geri alamayacağını anladığında öğrenir.

Belki de bu yüzden bir dilin gerçek haritası, övdüğü sözcüklerde değil, sakındırdığı sözcüklerde gizlidir. Çünkü insan en çok yasak koyduğu yere sınır çizer. En yüksek duvarları, en derin uçurumların kenarına örer. En sert uyarıları ise en çok incindiği yerlere bırakır.

Cümlelerin sonuna dizilen bu sözcükler çoğaldıkça, yürüdüğümüz zemin görünmez bir mayın tarlasına dönüşür. Fakat bu mayınlar toprağın altına değil, hafızanın içine gömülüdür. Onlara bastığımızda etrafa taş değil, suskunluklar, pişmanlıklar ve yarım kalmış cümleler savrulur.

Ve belki de insan, bütün ömrü boyunca yalnızca konuşmayı değil, başkalarının cümlelerindeki mayınları fark etmeyi öğrenir. Çünkü bazen bir kelime, bir sessizlikten daha yüksek sesle patlar. Bazen de tek bir "mayın", dilin bütün coğrafyasını anlamaya yeter !.

Yusuf Tandoğan"

Yusuf Tandoğan
Yusuf Tandoğan İlk 1000
@edebiyat 27 Jul
4 beğeni
0 yorum
18 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 0 Yorum

Henüz bir yorum bırakılmamış

İlk yorumu sen yap!

Hoş Geldin, Okur!