Dijital Kitaplık Logo

Dijital Kitaplık

Kitap Alıntıları ve Dijital Kitaplık

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.

🌟 Kitapların paradan daha değerli olduğu bir okur topluluğu. Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

Ücretsiz Kayıt Ol
Bulgakov'un "Köpek Kalbi adlı başyapıtı, katman katman - Mihail Bulgakov | Dijital Kitaplık
Köpek Kalbi

Mihail Bulgakov

Köpek Kalbi

"Bulgakov'un "Köpek Kalbi adlı başyapıtı, katman katman ilerleyen ve içinde keskin bir dönemsel /toplumsal hiciv barındıran bir izleğe sahip. Tanıtım yazısında geçtiği hâliyle “Köpek Kalbi, hem Rusya'da hem de Batı'da geçen yüzyılın sakıncalı kitaplarından. 1925'te yazılan, ülkesinde ancak 1987'de yayımlanabilen bu roman, 1917 Rus Devrimi'nin toplumsal sonuçlarına odaklanmış.”

===============================
ESER MİKTARDA SPOYLER (KEYİFBOZAN) İÇERİR
===============================

Eser, tek bir cümleyle özetlenecek olursa; başarılı bir cerrahın (Prof. Filipp Filippoviç Preobrajenski) asistanı Dr. İvan Arnoldoviç Bormental ile birlikte, Erken Sovyet Dönemi’nin (1920’li yılların, özellikle 1922-1928 arası) gençleştirme yöntemlerinden biriyle, Klim Çugunkin adlı ölmüş bir suçlunun hipofiz bezlerinden alınan dokuların ve erkeklik bezlerinin (testisler) Şarik adlı bir köpeğin beynine ve vücuduna cerrahi müdahaleyle nakledilmesi sonrasında yaşanan kaosu anlatmakta. (Konuyu biraz araştırdığımızda, gerçek yaşamda, aynı dönemde Avrupa ve Sovyetler’de yaygınlaşan bir akımın; yaşlanmayı durdurmak veya libidoyu artırmak amacıyla hayvanlardan alınan dokuların insanlara nakledilmesinin romanda bir kara mizah unsuru olarak karşımıza çıktığını görüyoruz.)

Görünürde izlek bundan ibaret ancak olaylar derinliğine düşünüldüğünde arka planında her biri keskin bir zekanın ortak ürünü olan incelikli eleştiriler var. Belki de romanın en güçlü tarafı, yazarın hem seçkin sınıfın kibrini ve küçümseyici tavırlarını hem de sistemi ve dönemi ayrım yapmadan eleştirmesi. Eserin baş kahramanı (Profesör) da dahil olmak üzere, elitist ve kibirli insanlar, bireysel mülkiyeti her fırsatta örseleyen ideolojik bir bürokrasi, her sorunu idari kararla çözmeye çalışan kibar görünümlü zorba bir zihniyet, yetkinlikten çok sloganlara dayanan, liyakatsizliğini ve kusurlarını marşlarla coşturduğu kitlelerin önünden kaçırıp halı altına süpüren bir yönetim anlayışı ve onun kamusal alandaki temsilcileri bu eleştirilerden fazlasıyla nasibini almakta.

Romanın en göze çarpan cümlelerinden biri Profesör Filippoviç’e ait:

“Yıkım tuvaletlerde değil, kafalardadır”

Bu sözle Bulgakov, toplumsal sorunların yalnızca ekonomik veya fiziksel olmadığını; insanların düşünme biçimi, sorumluluk anlayışı ve kültürüyle de ilgili olduğunu ima ediyor gibi. Roman boyunca bu fikir farklı vesilelerle işlenmekte.

Yazarın eleştirilerini biraz daha görünür ve spesik hâle getirirsek; mülkiyetin ideolojik gerekçelerle keyfî biçimde yeniden dağıtılması, bunu uygulayan bürokratik zihniyeti ve bireysel özgürlük alanına yapılan müdahale hicvediliyor. Bu hicivlerin asıl hedefinin, mülkiyetin ve özel yaşamın siyasi sloganlar uğruna araçsallaştırılması olduğu değerlendirmesini yapmak mümkün.

Bu bağlamda; apartman komitesi başkanı Şvonder, erken Sovyet bürokrasisini, ideolojik gerekliliği, bireysel hak ve özgürlüklerden daha çok önceleyen bir zihniyeti, yetkinlikten çok siyasî meşruiyete güvenen yeni yönetici tipini temsil etmekte. Bir başka deyişle; kanunları ve komite kararlarını, insanın somut ihtiyaçlarını dikkate almaksızın kibarlık kisvesi altında özünde nemrutça bir düşünce yapısıyla uygulamaya çalışan memur tipi.

Bulgakov’un bu eseri 1925’te yazdığını dikkate alırsak; içinde barındırdığı dönemsel, toplumsal ve sistemsel eleştirilerin 1930’lu yıllardaki baskı rejimini doğrudan hedef aldığını söylemek mantıklı değilse de yazarın yeni düzenin bazı eğilimlerini önceden fark ettiğini veya hikâye edilen kurgunun önemli figürlerinden biri olan Şvonder’i (komite başkanı) Bolşevik Devrimi sonrasında ortaya çıkan yeni bürokratik zihniyetin temsilcisi olarak okurla tanıştırdığını söylemek sanırım yanlış olmayacak.

Kamulaştırma kararı çerçevesinde, kendisini daha kısıtlı bir mekânda çalışmaya zorlayan Şvonder’e misilleme olarak Profesör Filippoviç’in telefonla ulaştığı üst düzey bir bürokrat (Petr Aleksandroviç) yardımıyla mülküne sahip çıkması, okurun karşısına “kanun önünde herkes eşittir” resmî söylemine karşı “nüfuzlu, yeterince güçlü birine sığınırsanız kuralları esnetebilirsiniz” gerçekliğinin somut bir örneği olarak çıkmakta.

Benim gözlemlediğim kadarıyla, Köpek Kalbi, “hikâyenin sonunda ne oluyor” yerine “yazar burada ne anlatmak istiyor” kaygısıyla okunması gereken, örtük bir felsefi derinlik içeren, zengin bir düşünsel içeriğe sahip önemli bir eser.

Romanın -yazının başında kısaca özetlediğim- izleğinin görünür hâlinde; bir suçlunu doku ve organlarının nakledildiği köpek; bir yanda köpeklikten gelen içgüdüsel ve doğal özellikler, bir yanda suçlu bir insanın bencil, yeri geldiğinde sınır tanımayan, şiddete eğimli karakterinin baskısı bir diğer yanda kendisine haklarını, devlet dilini, bürokratik sloganları, sınıf mücadelesini öğreten Şvonder’in olmak üzere pek çok farklı faktörün etkisi altında kaldığını; bu durumun da çok geçmeden kaosu beraberinde getirdiğini görmekteyiz.

Kim bilir belki de görünürde bir köpeğin insana dönüştüğü bir izlekte, yazarın okura asıl sormak istediği soru insanın yalnızca biyolojik olarak mı insan olduğu, onu insan yapan şeylerin neler olduğudur.

Ursula Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler’de yaptığı gibi, Bulgakov’un da Köpek Kalbi’nde asıl sorulması gereken soruyu okura (kendi kendine) sordurup cevap vermeye zorlamadığını kim iddia edebilir?

Biraz daha ileri gidecek olursak; Bulgakov’un “insanı değiştiren biyoloji midir, çevre midir?” sorusunu, -mecazen- Profesör Filippoviç’in “Biyolojiyi değiştirirsem insan yaratırım” böbürlenmesiyle cevapladığını, sistemin kamusal alandaki temsilcisi Şvonder’in soruya “İdeolojiyi öğrettiğimde yeni, uyumlu, makbul bir insan yaratırım” şeklinde karşılık verdiğini söyleyebiliz.

Roman ise tüm bu yanıtların hepsini adeta bir tarafa iter ve kendi cevabını verir:

“Ne biyoloji tek başına yeterlidir ne de ideoloji; insanı insan yapan ahlâkıdır, eğitimidir, kültürüdür, sorumluluk almasıdır, vicdanıdır, özgür iradesidir. Ve bunların biri olmazsa diğerleri de eksik kalacaktır”

Bu nedenle, Köpek Kalbi’nin yalnızca Sovyet rejimi üzerine yazılmış bir taşlamadan ibaret olmayıp, insan doğası üzerine yazılmış felsefi bir roman olduğunu söylersek, sanırım bu, abartı olmayacaktır.

Eserin bende çağrıştırdığı diğer hususları ise kısaca şu şekilde ifade edebilirim:

Köpek Kalbi;
Sisteme, döneme, topluma yönelttiği eleştiriler ve “işlediği yeni bir insan yaratma” teması açısından; devrim sonrası iktidar hırsını, bürokrasinin yozlaşmasını ve "yeni insan" yaratma çabasının nasıl totaliter bir canavara dönüştüğünü hayvanlar üzerinden anlatan Hayvan Çiftliği’ni,

Zayıf ve hasta bir köpeğin, bilimsel bir kobay olarak kullanılması açısından; zihinsel engelli Charlie'nin operasyonla dahiyane bir seviyeye yükselmesini, oradan zirveye çıkıp tekrar gerilemesini anlatan Algernon’a Çiçekler’i anımsatıyor (tabi ki distopik bir versiyonu olarak; Algernon’a Çiçekler esas itibariyle ütopik ve hüzünlü öğeler barındırıyor).

Sonuç olarak Bulgakov’un Köpek Kalbi adlı başyapıtının kendi zamanının ötesine ve geleceğe şu mesajları verdiğini söyleyebiliriz:

Kontrolsüz gücün bumerang etkisi: Gücü elinde tutanlar veya mutlak hakimiyet kurmak isteyenler, kendi elleriyle yarattıkları denetimsiz mekanizmaların ve canavarlaştırdıkları yapıların gün gelip yine en çok kendilerini vuracağını (bumerang etkisi) unutmamalıdır. Tarih, kontrolden çıkmış güç odaklarının en çok kendi yaratıcılarını yuttuğunun kanıtıdır.

Makbul olacağı beklentisiyle niteliksizleştirilen bireyin sistem için tehlikesi: Kolay yönlendirilsin, soru sormasın ve itaat etsin diye bilinçli olarak niteliksizleştirilen, liyakatsizleştirilen kitleler (Şarikovlar), kısa vadede sistemi yönetenlere "kolaylık" sağlasa da; uzun vadede o sistemin taşıyıcı kolonlarını kemiren en büyük tehdide dönüşürler. Çünkü cehalet, beslendiği eli ısırmakta sakınca görmez.

Erdem yoksunu ideolojilerin intiharı: Sağduyudan, evrensel ahlaktan, haktan ve hukuktan bağımsızlaştırılan her türlü ideolojik ya da dogmatik yapı, en büyük zararı yine o ideolojiyi üreten toplumlara verir. Erdemin dışlandığı bir düzen, kendi içindeki çürüme nedeniyle er ya da geç yıkılmaya mahkumdur.

NOT: Ben bu eseri “Dokuz Yayıncılık” tarafından Ekim 2024 baskısıyla (1. Baskı) ve Sümeyra Kavas çevirisiyle okudum. Rusça bilmediğim ve eserin orijinal haliyle karşılaştıramadığım için, emeğe ve bilgiye saygısızlık etmek istemiyorum ama gördüğüm kadarıyla okuduğum metinin çevirisi, kelime, terim, deyim ve kavramlar "literal" biçimde ancak yerelleştirme olmaksızın, eserin ruhunu yansıtmaktan uzak biçimde ve yeterince açıklama ile desteklenmeden yapılmış. Dolayısıyla çok da keyifli bir okuma deneyimi olmadı. Emin olmamakla birlikte; şimdiye kadarki okuma deneyimlerimden yola çıkarak; eserin İş Bankası Kültür Yayınları, İletişim Yayınları, Can Yayınları, Everest Yayınları gibi yayınevlerinden çıkmış olan muhtemel versiyonlarının daha güzel bir okuma deneyimi sunacağını tahmin ediyorum. Bu önemli eseri, bu zikrettiğim yayınevlerinden veya bir başka yayınevinden okuyan sevgili okurlar izlenimlerini aktarırsa çok sevinirim.

Keyifli, verimli okumalarınız; aydınlık ve güzel yarınlarınız olsun…"

✍️ Kitap İncelemesi
Murat Aydın
Murat Aydın İlk 1000
@murat_947 30 Jul
10 beğeni
1 yorum
21 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 1 Yorum
Murat Aydın
Murat Aydın @murat_947
4 gün önce

Metni bir başka platformda yazıp kopyaladım; görüntü neden kesikli? Sebebini açıklayabilecek biri var mı?

Hoş Geldin, Okur!