Dijital Kitaplık Logo

Dijital Kitaplık

Kitap Alıntıları ve Dijital Kitaplık

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.

🌟 Kitapların paradan daha değerli olduğu bir okur topluluğu. Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

Ücretsiz Kayıt Ol
Kitap, yazarının kendi ifadesiyle “George Orwell’ın Hay - Vasıfsız Düşünür | Dijital Kitaplık
Hayvan Çiftliği'nden Tevhide

Vasıfsız Düşünür

Hayvan Çiftliği'nden Tevhide

"Kitap, yazarının kendi ifadesiyle “George Orwell’ın Hayvan Çiftliği adlı alegorik romanı ile Ali Şeriati’nin tevhid merkezli toplumsal düşüncesini karşılaştırmalı bir perspektifle incelemekte”.

İki farkı kültürün temsilcisi olan ve 20. Yüzyılın iki ayrı ucundan iki düşünür-yazarın, George Orwell ve Ali Şeriati’nın izdüşümlerinin aynı düşünce havuzunda, tevhid kavramı etrafında analiz edilmesi gerçekten çok kayda değer ve değerli.

Bir yanda Orwell’ın sıradışı alegorik / distopik fablı bir yanda Şeriati’nin Kur’anî kıssalarla beslenen sosyolojik ve tarihsel analizleri. Yazarın şahsi değerlendirmelerinde bazı yalpalamalar sezinlesem de (bunlar subjektif hususlar olduğu için paylaşmayı gerekli görmüyorum) genel itibariyle çok özgün ve kayda değer bir çalışma olmuş.

Kitabın ilk sayfasında George Orwell’in adı geçen başyapıtı çok güzel özetlenmiş:

Başlangıçta ortak emek, ortak üretim ve eşitlik hâkimdir. Ancak zamanla domuzlar, zekâ ve örgütlenme üstünlüklerini kullanarak yönetimi ele geçirir. Napoleon adlı domuz, köpekleri aracılığıyla muhalifleri bastırır; propaganda ile tarihi yeniden yazar, kaynakları kendine ayırır. Süreç sonunda domuzlar iki ayak üzerinde yürür, insanlarla anlaşmalar yapar ve roman şu meşhur cümle ile sona erer: "Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir."
Ve ardından Şeriati’nin zulüm kavramına getirdiği açıklama üzerinden bir sembol okuması -ki bence kitabı okumaya değer kılan en önemli kısımlardan birisi bu- görüyoruz:

”Hayvan Çiftliği'nde Napoleon'un giderek mutlak bir lider haline gelmesi, Firavunlaşmayı (siyasal iktidarın mutlaklaşması); domuzların zamanla ayrıcalıklı ve konforlu bir yaşam sürmeye başlaması, Karunlaşmayı (ekonomik servetin putlaştırılması / kutsanması); Squealer'ın ise hayvanları manipüle ederek köleleştirmeyi meşrulaştırması ise Bel'amlaşmayı (dinin ve bilginin iktidar ve çıkar için istismar edilmesi) temsil eder.”

Gücün, mutlaklaştığı an yozlaştığını ve bu yozlaşmanın, en saf idealleri bile karanlığa gömdüğünü ifade eden yazar, müteakiben; kendini vazgeçilmez sanan iktidarlar, servet peşinde koşan yöneticiler, din’i bilgiyi Hakk’ın değil gücün hizmetine sunan din adamları (Bel’amcılar) eliyle gücün, paranın ve dinin aynı merkezde toplanmasını eleştiriyor.

Yazarın Hayvan Çiftliği’nin orijinal karakterleri (Napoleon, domuzlar yani Karunlar, Squealer, köpekler, Boxer, Snowball) üzerinden ortaya koyduğu modern çağın Hayvan Çiftliği karakterleri analizi gene kitabın en önemli, en özgün, en okumaya değer kısmlarından bir diğeri..

• Napoleon: Gücü ele geçirince hemen saraylar (çiftlik evi) inşa eden, lüks içinde yaşayan ve kendi halkını düşman ilan eden muhteris liderler.
• Squealer (Bel'am): Her haksızlığa, her ekonomik krize, her adaletsizliğe "aslında bu bizim iyiliğimiz için" diye kılıf uyduran medyadaki, akademideki veya kürsülerdeki kalemşörler ve propagandacılar.
• Boxer (Uyutulmuş Halk): "Daha çok çalışacağım" ve "Napoleon her zaman haklıdır" diyerek sisteme sadakatle hizmet eden, sömürüldüğünü ancak mezbahaya (tutkal fabrikasına) gönderilirken anlayan, temiz kalpli ama cahil kitleler.
• Snowball: Gerçekten idealist olan ama sistemin trolleri ve köpekleri tarafından hain ilan edilip sürgün edilen, itibarsızlaştırılan aydınlar.

Hayvan Çiftliği'nin 15-20 sayfalık önsözünü okumamak, eseri doğru bir şekilde okumak ve değerlendirmek adına ne kadar önemliyse, bu önemli başyapıtın Şeriati’nin gözüyle ve tevhid ekseni üzerinden gerçekleştirilmiş analizini görme fırsatını sunan bu kitap da bir başka önemli bütünleyen unsur olmuş.

Bu özgün ve değerli çalışmadan bazı önemli alıntılar, ilgilenen okurlar için aşağıda görülmekte…

************************
Orwell'ın dili alegorik bir hayvan masalı iken; Şeriati'ninki ise Kur'anî kıssalarla beslenen sosyolojik ve tarihsel bir analizdir. Ancak yöntemleri farklı olsa da sordukları soru aynıdır: Eşitlik ve özgürlük idealiyle başlayan bir düzen nasıl olur da kısa sürede yeni bir baskı ve sömürü rejimine dönüşür? (sayfa 1)
************************
Şeriati'ye göre zulmün kökü, Kur'an'ın şirk kavramıyla ifade ettiği sapmadır: Allah'tan başka otoriteleri mutlaklaştırmak. Bu şirk üç temel yüzle ortaya çıkar: Firavun (siyasal iktidarın mutlaklaşması), Karun (ekonomik servetin putlaştırılması), Bel'am (dinin ve bilginin iktidar ve çıkar için istismar edilmesi). (safya 2)
************************
İdealler nasıl oluyor da bir korku düzenine dönüşüyor? Hayvan Çiftliği işte bu sorunun cevabıdır. (sayfa 6)
************************
Mülkün gerçek sahibi Allah'sa, hiçbir insanın, sınıfın ya da kurumun servet üzerinde mutlak egemenlik hakkı yoktur.
Üstünlük yalnızca Allah'a aitse, hiçbir insan diğerinden ontolojik olarak üstün olamaz. Irk, soy, sınıf, zenginlik, makam... Bunların hiçbiri bir insanı diğerinden üstün kılmaz.
Böylece Tevhid, Allah'ın birliğini kabul ederken aynı zamanda insanın özgürlüğünü ve eşitliğini de ilan eder. (sayfa 14)
************************
Devlet ya da iktidar, kendini sorgulanamaz, eleştirilemez, dokunulamaz görüyorsa Firavunlaşmış demektir. Halkı "Ben olmazsam dağılırsınız!" korkusuyla yönetir, kendini düzenin tek garantörü olarak sunar, muhalefeti yok eder, itaati zorunlu kılar. Karun, ekonomik gücün kutsallaştırılmasıdır. Servet, ayrıcalık ve dokunulmazlık kaynağına dönüştüğünde Karunlaşma başlar. Karun, "Bu servet bana bilgim ve yeteneğim sayesinde verildi" (Kasas, 28/78) diyerek zenginliğini meşrulaştırır, parayla insanları satın alır, toplumu biçimlendirir, siyaseti yönlendirir. Bel'am ise dinî bilgiyi iktidarın hizmetine sunan din adamı tipidir. Hakikati bilir ama ona ihanet eder; Allah'ın adını kullanarak zulmü meşrulaştırır; itaati, iman gibi gösterirken, sabrı da direnişin alternatifi haline getirir. Bu üçü birleştiğinde ortaya tahakküm düzeni çıkar: Güç, para ve din aynı merkezde toplanır; toplumun geri kalanı itaate, sessizliğe ve teslimiyete zorlanır. (sayfa 15)

************************
... Tevhid, yalnızca Allah'ın birliğini kabul etmek değil, aynı zamanda insanın insana kul olmadığına ilan etmektir. Bir insan başka bir insandan mutlak itaat bekliyorsa, tevhid zedelenmiştir. Bir sistem, serveti kutsayıp yoksulluğu kadar diye sunuyorsa, orada şirk vardır. Bir din adamı, zulmü meşrulaştırıp halkı pasifleştiriyorsa, orada belam zihniyeti hüküm sürüyor demektir. Tevhid, tüm bu sahte otoritelere, tüm bu putlara, tüm bu tahakküm biçimlerine karşı durmaktır. (sayfa 17)
************************
"İyi niyetli cahil", zulüm düzeninin en kullanışlı malzemesidir. Çünkü kötülük, bilinçli olduğunda tehlikesi bellidir; ama iyilik, bilinçsiz olduğunda hem tehlikelidir hem de tehlikesi gizlidir. Bilinçsiz iyilik, zalime hizmet ederken kendini fazilet sanır. (sayfa 32)
************************
Güçlü olmak yetmez; gücün kime hizmet ettiğini bilmek gerekir. Çalışkan olmak yetmez; emeğin nereye aktığını görmek gerekir. Samimi olmak yetmez; samimiyetin kime yaradığını sorgulamak gerekir. Bilinç yoksa emek, zulmü büyütür; sorgulama yoksa sadakat de köleliğe dönüşür. (sayfa 34)
************************
İnsanlar ikna olmayıp sorgulamaya ve itiraz etmeye başladıklarında devreye başka bir güç girer: Korku. Korku, itaat üretir ve itaat, sistemin devamlılığı için ideolojiden daha güvenilirdir. Çünkü ideoloji, tartışılabilir, sorgulanabilir, değiştirilebilir; ama korku tartışılmaz. Korku bedene yerleşir, zihni felç eder, iradeyi dondurur. İşte bu yüzden her sistem, kendi kendini koruyacak bir muhafız sınıfı üretir. Bu muhafızların görevi, hakikati savunmak değil, düzeni korumaktır. Hakikatle düzen çeliştiğinde tereddüt etmeden düzenden yana tavır alırlar; çünkü onlar düzenin bekçileridir, varlık sebepleri düzenin devamıdır. (sayfa 35)
************************
(Hayvan Çiftliği’ndeki) Snowball kaybetti ama doğruyu söyledi. Hayvanlara bir alternatif, bir yol, bir Hayal gösterdi. Ve bu hayal bir gün gerçek olabilir. Çünkü tarih, yalnızca kazananların hikayesi değil; aynı zamanda kaybedenlerin hayallerinin hikayesidir. Ve bazen kaybedenlerin hayalleri kazananların zaferlerinden daha uzun yaşar. (sayfa 41)
************************
Modern dünyada çiftlikler yıkılmadı, yalnızca görünmez oldular. Duvarları yıkıldı belki ama sistem daha karmaşık ve iç içe geçmiş bir halde varlığını sürdürüyor. Çiftlik artık dört duvar arasında değil; Çünkü modern iktidar insanı fiziksel olarak kapatmak zorunda değil. Ona, gönüllü olarak kapanacağı bir alan yaratmayı başardı: Arzular, korkular, alışkanlıklar, tüketim kalıpları, sosyal medya algoritmaları... İşte, yeni çiftliğin görünmez duvarları. (sayfa 47)
************************
Modern çiftliklerinin en büyük başarısı, insanlara zincirlerini sevdirerek (onları) bağlamasıdır. Köle olduğunu fark etmeyen insan, zincirini kutsar, onu bir süs gibi boynunda taşır, hatta onunla gurur duyar. (sayfa 48)
************************
Modern Napoleon kim? Artık tek bir kişi değil, bir zihniyettir: iktidarı bırakmamak için her şeyi meşrulaştıran zihniyet. Bir şirket yöneticisi, siyasi lider, bürokrat, hattâ bir aile reisi olabilir. "Ben olmazsam bu iş yürümez!" diyen, kendini vazgeçilmez gören, eleştiriye tahammülü olmayan, herkesi kendine bağımlı kılmaya çalışan zihniyettir. Modern Napoleon eski Napoleon'dan daha tehlikelidir Çünkü daha görünmezdir; onu teşhis etmek zordur. Demokratik seçimlerle, halkın oylarıyla iş başına gelmiş olabilir. Ama iktidara geldikten sonra onu bırakmamak için her yolu meşru görmeye başlar. İşte o an Firavunlaşma başlar. (sayfa 50)
************************
Kapitalist düzen, insanın durup düşünmesinden ölümüne korkar. Çünkü bilir ki insan bir an olsun o koşuşturmacayı durdurup kendine ait o boş zamanda derinlemesine düşünmeye başlarsa, illüzyon bozulacaktır. (sayfa 64)
************************
Kitleler, gerçekten inanmıyor; sadece sözde inançlarını dile getirip kendilerine öğretilen belli ritüelleri mekanik birer refleks olarak yerine getiriyorlar. Bu ibadetler, insanın iç dünyasını dönüştüren, onu daha âdil, daha merhametli, daha sorgulayıcı kılan bilinç hamleleri olmaktan çıkmış; sadece yapılması gereken alışkanlıklar, hattâ bazen sosyal statü göstergeleri haline gelmiştir. İnancın hayata, sokağa, kul hakkına, adalete ve ahlâka dokunan hiçbir yanı kalmamıştır. İnsanları namaz kılar ama haksızlık karşısında susar. Zekât verir ama yetimin hakkını yer. İşte Bu, Şeriati'nin "Dine Karşı Din" tezinin tam kalbidir: dinin özü, devrimci ruhu, adalet çağrısı ve özgürleştirici gücü çalınmış; yerine, sisteme entegre olmayı kolaylaştıran, vicdanı uyuşturan, statükoyu meşrulaştıran bir şekil dini ikâme edilmiştir. Din, insanı uyandıran bir bilinç olmaktan çıkarılıp sistemin içindeki adaletsizlikleri görmezden gelmeyi sağlayan bir vicdan yatıştırıcıya dönüştürülmüştür. (sayfa 64)
************************
İslâm medeniyetinin ve bugünkü toplumların çökmüş olmasının ilk ve en büyük sebebi, kutsal kitabın ilk emri olan "Oku!" (Alâk, 96/1) hitabına karşı sergilenen topyekün ihânettir. İnsanlığa inen ilk vahiy, "Oku!" emridir. Kur'an, insana sorgusuz sualsiz itaat et demez; oku, tefekkür et, aklını kullan, düşün, araştır, sorgula der. Araştırmayanları, düşünmeyenleri en kötü canlılar olarak niteler. Halbuki bugün Müslüman toplumlar, okumaktan, araştırmaktan, sorgulamaktan en uzak toplumlar haline gelmişlerdir. Okumuyoruz, araştırmıyoruz, öğrenmiyoruz. Kendi kutsal kitabımızı bile kendi dilimizde anlamadan, sadece Arapçasını okuyup sevap kazanmayı umarak raflara kaldırıyoruz. Peygamberimizin hayatını bir destan, bir başkaldırı ve adalet mücadelesi olarak değil; bir dizi ritüel ve sünnet takımı olarak ezberliyoruz. Bu "Oku!" emrine ihanetin en büyük örneğidir. Okumayan insan, başkalarının rüzgarıyla savrulan bir yapraktır. İlk emri okumak olan bir inancın mensupları, okumayı ve düşünmeyi terk ettikleri an, sistemin sahte başarı vaatlerine, ünvan yarışlarına, mal mülk edinme illüzyonlarına mahkûm olmuşlardır. Çünkü okumayan zihin, kendini koruyacak kalkana sahip değildir. (sayfa 65)
************************
Özgür toplumun sürdürülebilir adalet düzeni iki ilke üzerine yükselir. İlki tehlikede iştiraktir. Bir kişinin başına gelen herhangi bir musibet veya haksızlık, tüm toplumun ortak davası haline gelir. Toplum, bireylerin karşılaştığı tüm riskleri ve musibetleri ortaklaşa göğüsler. Birey sistem karşısında (Hayvan Çiftliği'nde Boxer mezbahaya götürülürken, arkadaşlarının sessiz kalıp izlediği gibi) asla yalnız bırakılmaz. Bu "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" şuurunun somut karşılığıdır. İkincisi, nimette taksimattır. Toplumun sahip olduğu nimetler, âdil ve hakkâniyetli bir biçimde paylaşılır. "Zenginin malında fakirin hakkı vardır." bilinci sadece teolojik bir önerme değil, sosyolojik bir zorunluluktur. Güçlü olanın zayıfı ezmediği bir denge kurulur. Bu iki ilke, tevhidin sosyolojik omurgasını oluşturur. Tevhid, sadece "Allah birdir" demek değildir; aynı zamanda "toplum birdir, bütündür, birbirine kenetlidir" diyebilmektir. (sayfa 68)
************************
Gözleriniz açık olabilir ama bilinciniz uykudaysa hiçbir şey göremezsiniz. (sayfa 72)"

✍️ Kitap İncelemesi
Murat Aydın
Murat Aydın İlk 1000
@murat_947 03 Aug
2 beğeni
0 yorum
6 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 0 Yorum

Henüz bir yorum bırakılmamış

İlk yorumu sen yap!

Hoş Geldin, Okur!