Dijital Kitaplık Logo

Dijital Kitaplık

Kitap Alıntıları ve Dijital Kitaplık

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.

🌟 Kitapların paradan daha değerli olduğu bir okur topluluğu. Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

Ücretsiz Kayıt Ol
Hiçbir Yol, Vicdandan Daha Uzun Değildir... İnsan, yol - Yusuf Tandoğan | Dijital Kitaplık
BEYNİM YORMA BENİ

Yusuf Tandoğan

BEYNİM YORMA BENİ

"Hiçbir Yol, Vicdandan Daha Uzun Değildir...
İnsan, yola çıktığında yalnızca bulunduğu yeri geride bırakmaz.
Kendisi sandığı birçok şeyi de geride bırakır.
İlk başta bunu anlamaz.
Omuzlarında hala aynı ağırlık vardır.
Cebindeki anahtarlar aynıdır.
Adı aynıdır.
Yüzü aynıdır.
Ama yürüdükçe, kendine ait sandığı bazı şeylerin aslında yalnızca alışkanlık olduğunu fark eder.

Bir yolun en büyük mahareti, insanı başka bir şehre götürmesi değildir.

İnsanın kendi içindeki eski adresleri sessizce silmesidir.

Çünkü bazı yollar toprağın üzerinde değildir.

İnsan, bazen çocukluğundan geçer.

Bazen bir pişmanlığın içinden yürür.

Bazen de yıllardır kilitli tuttuğu bir cümlenin önünde durur.

Her adım, dışarıya atılmış gibi görünür.

Oysa asıl mesafe içeride alınır.

Bazı insanlar, gitmeyi uzaklaşmak sanır.

Oysa uzaklık, kilometrelerle ölçülen bir şey değildir.

Bir cümlenin içinde de kaybolabilirsiniz.

Bir bakışın içinde de...

Hiç ayrılmadığınız bir evde bile, yıllarca kendinize dönemeyebilirsiniz.

Çünkü insanın asıl yolculuğu, ayaklarının altında başlamaz.

Vicdanının içinde başlar.

Hayat, bize sürekli yön tarif eder.

Sağa dön.

Sola dön.

Devam et.

Dur.

Oysa hiçbir tabela, insanın hangi düşünceden vazgeçmesi gerektiğini söylemez.

Hiçbir pusula, affetmenin yönünü göstermez.

Hiçbir harita, merhametin geçtiği yolları çizmez.

İnsan bunların hepsini yürürken öğrenir.

Bir gün, hiç beklemediği bir sessizlikle karşılaşır.

O sessizlikte kendi sesini duyar.

İlk kez...

Başkalarının ona öğrettiği cümleler olmadan.

İlk kez...

Kendisine ait bir düşüncenin ağırlığını hisseder.

İnsan bazen en çok sustuğu gün değişir.

Çünkü sessizlik, cevabı olmayan soruların değil...

Henüz sorulmamış soruların evidir.

Orada kimse alkışlamaz.

Kimse yön göstermez.

İnsan, kendi vicdanıyla baş başa kalır.

Belki de büyümek budur.

Yıllar eklemek değil...

İçindeki gürültüyü azaltabilmek.

Gitmek...

İnsan bu kelimeyi çoğu zaman yalnızca uzaklaşmak sanıyor.

Oysa her gidiş, ardında görünmeyen bir iz bırakır.

Kimi, kapıyı çarparak çıkar.

Arkasında yarım kalmış cümleler bırakır.

Söylenememiş özürler...

Kırılmış güvenler...

Yıllar geçse de hatırlandığında insanın içini burkan vedalar...

Bazıları, gittikten sonra bile odaların sessizliğini ağırlaştırır.

Çünkü insan bazen varlığıyla değil, gidiş biçimiyle hatırlanır.

Kimi ise yürüdüğü yerlere yükünü değil, nezaketini bırakır.

Bir tebessüm...

Bir teşekkür...

Bir çocuğun saçını okşayan sıcak bir el...

Yaşlı bir komşunun kapısını sessizce çalan bir vefa...

Tanımadığı birine uzatılan su...

Kimsenin görmediği bir iyilik...

Ve karşılığında hiçbir şey beklemeyen bir kalp...

Belki bunların hiçbiri tarihe yazılmaz.

Ama insan hafızasına yazılır.

İnsan bazen arkasında evler bırakmaz.

İnsanlar bırakır.

Bir gün adı anıldığında, başarıları değil, yanında kendini nasıl hissettirdiği konuşulur.

Çünkü hiçbir unvan, kırılmış bir kalbi onaramaz.

Hiçbir servet, eksilmiş bir güveni geri getiremez.

Belki de güzel gitmek, sessiz gitmek değildir.

Kimseyi eksiltmeden gidebilmektir.

Ardında pişmanlık değil, dua bırakabilmektir.

Çünkü insanın yürüdüğü yollar, ayak izleriyle değil...

Dokunduğu hayatlarla hatırlanır.

Dünya, acele edenlerle dolu.

Yetişmeye çalışanlar...

Geç kalmaktan korkanlar...

Varmayı yaşamaktan daha önemli görenler...

Oysa hiçbir mevsim çiçeklerini telaşla açmaz.

Hiçbir nehir, denize erken ulaşmak için yatağını değiştirmez.

Gökyüzü, sabahı hızlandırmaz.

Doğa, zamanı kovalamaz.

Yalnızca insan koşar.

Ve çoğu zaman neyin peşinden koştuğunu unutarak koşar.

Belki bu yüzden yoruluyoruz.

Adımlarımızdan önce niyetlerimiz yaşlanıyor.

Bir şeylere yetişmeye çalışırken, aslında kendimizden uzaklaşıyoruz.

Takvimler ilerliyor.

Saatler dönüyor.

Yollar uzuyor.

Ama insanın içindeki boşluk, hızla değil, anlamla doluyor.

Sonra bir an geliyor.

Bir çocuk, yerdeki taşı alıp denize atıyor.

Yaşlı bir kadın, yıllardır baktığı ağacı yeniden seyrediyor.

Bir yabancı, hiç tanımadığı birine kapıyı tutuyor.

Bir öğretmen, yıllar sonra öğrencisinin adını hatırlıyor.

Bir doktor, mesaisi bitmesine rağmen hastasının elini bırakmıyor.

Bir esnaf, borcunu ödeyemeyen müşterisini mahcup etmiyor.

Hayat yönünü büyük zaferlerle değiştirmiyor.

Kimsenin haber yapmadığı küçük iyiliklerle değişiyor.

Çünkü iyilik gürültü sevmez.

Sessizce gelir.

Sessizce büyür.

Ve çoğu zaman onu yapan insandan daha uzun yaşar.

İnsan kendisini en çok, güçlü olduğu günlerde değil...

İncitme imkanı varken incitmediği günlerde tanıyor.

Affetmek zorunda olmadığı halde affettiği günlerde...

Kimsenin görmediği bir iyiliği yaptığı günlerde...

Ve hiçbir çıkar beklemeden elini uzattığı zamanlarda...

Karakter tam da orada biçimleniyor.

Kimsenin bakmadığı yerde.

Kimsenin alkışlamadığı anda.

Çünkü insanın gerçek yüzü, kalabalıkların önünde değil...

Vicdanıyla yalnız kaldığında ortaya çıkıyor.

Her insan, ömrü boyunca görünmeyen bir yük taşır.

Kimi çocukluğundan kalan sessizlikleri...

Kimi bir mezar taşının başında söyleyemediği son cümleyi...

Kimi yıllar önce verdiği yanlış bir kararı...

Kimi de hiç gerçekleşmeyecek bir ihtimali...

İnsan, bu yüklerle yaşamayı öğrenir.

Ama onları taşımayı öğrendiği gün, hafiflediğini sanmasın.

Yalnızca yükün omzundaki yerini değiştirmiş olur.

Çünkü bazı acılar geçmez.

İnsanın karakterine dönüşür.

Bazı özlemler dinmez.

Bakışlarına yerleşir.

Bazı insanlar unutulmaz.

Hayatın içinde görünmeyen bir yön tabelası gibi, alınan her kararda sessizce bizimle yürümeye devam eder.

Belki de bu yüzden hafıza, yalnızca geçmişi saklayan bir yer değildir.

Bugünü nasıl yaşayacağımıza da karar verir.

İnsan çoğu zaman geleceğini planladığını sanır.

Oysa farkında olmadan, geçmişinin tarif ettiği yolları yürür.

Bir gün durup geriye baktığında ise şaşırır.

Yıllarca peşinden koştuğu şeylerin çoğunun, aslında kendisine ait olmadığını fark eder.

Başkalarının beklentileri...

Başkalarının doğruları...

Başkalarının alkışları...

İnsan, kendi sesiyle ilk kez karşılaştığında ürker.

Çünkü en yabancı ses, uzun süre susturduğumuz kendi sesimizdir.

Sonra yavaş yavaş öğrenir.

Her sorunun cevabı olmayabilir.

Her yaranın izi silinmeyebilir.

Her vedanın ardından yeni bir başlangıç gelmeyebilir.

Hayat, eksikleri tamamlayan bir düzen değildir.

Eksiklerle yaşamayı öğreten uzun bir yolculuktur.

İşte bu yüzden kusursuz bir hayat aramak, ufka yetişmeye çalışmak gibidir.

Yaklaştığını sanırsın.

O ise her adımda biraz daha uzaklaşır.

Belki de insanın araması gereken şey mutluluk değildir.

Çünkü mutluluk gelir.

Kalır.

Sonra sessizce gider.

Aranması gereken şey anlamdır.

Anlam, sevinçte de yaşar.

Acıda da...

Kaybettiğinde de...

Bulduğunda da...

İnsanı ayakta tutan çoğu zaman mutlu olması değildir.

Yaşadığı şeye bir anlam verebilmesidir.

Bir tohum neden toprağın altına gömüldüğünü bilmez.

Yine de filizlenir.

Bir nehir neden denize aktığını sorgulamaz.

Yine de akar.

Göç eden kuşlar, vardıkları yeri haritalardan öğrenmez.

Yine de yollarını bulurlar.

Belki de doğa, insana en büyük dersi burada veriyor.

Kendin olmak için başkasına benzemene gerek yok.

Kendi yönünü bulmak için herkesin yürüdüğü yolu seçmene de...

İnsan bazen kaybolduğu için değil...

Başkalarının izinden ayrılmaya cesaret edemediği için yorulur.

Ne gariptir ki...

Ömrümüz boyunca iz bırakmaya çalışıyoruz.

Oysa geriye dönüp bakıldığında hatırlananlar, büyük başarılar değil.

Bir yetimin başını okşayan el...

Kırgın olduğu halde selam vermeyi unutmayan komşu...

Sofrasında bir tabak fazladan yemek bulunduran anne...

İsmi bilinmeyen bir öğretmenin yıllar sonra bile öğrencisinin hayatına ışık olması...

İnsanlığı büyüten bunlardır.

Çünkü dünya, büyük insanların omuzlarında değil...

İyi insanların kalbinde ayakta duruyor.

Ve belki de en büyük yanılgımız burada başlıyor.

Ölümsüz olmayı istiyoruz.

Oysa insanın ölümsüzlüğü, yaşadığı yıl sayısıyla ölçülmüyor.

Dokunduğu hayatlarla ölçülüyor.

Bir cümleniz...

Bir davranışınız...

Bir iyiliğiniz...

Belki siz unuttuktan yıllar sonra bile bir başkasının kararını değiştirebilir.

İşte insanın gerçek izi budur.

Taşa kazınan isimler değil...

Kalbe işlenen hatıralar.

Günün sonunda yol bitiyor.

Ayaklar duruyor.

Kapılar kapanıyor.

Takvimler son sayfasına geliyor.

İnsan geriye dönüp baktığında kaç kilometre yürüdüğünü hatırlamıyor.

Kimin elini tuttuğunu hatırlıyor.

Kimi affettiğini...

Kimden özür dilediğini...

Kime umut olduğunu...

Ve kimi, sırf varlığıyla biraz daha iyi bir insan yaptığına bakıyor.

Belki de ömür dediğimiz şey, uzun bir yol değildir.

Kısa karşılaşmaların birbirine eklenmesidir.

Her karşılaşma bize küçük bir emanet bırakır.

Bir düşünce...

Bir yara...

Bir cesaret...

Bir teşekkür...

Bir sessizlik...

Ve insan, bütün bu emanetlerle kendisi olur.

Bu yüzden artık yolun nereye çıktığını eskisi kadar merak etmiyorum.

Beni asıl düşündüren başka bir soru var.

Ben, yürüdüğüm yolların hafızasında nasıl kalacağım?

Arkamdan konuşulacak ilk şey ne olacak?

Kazandıklarım mı?

Kaybettiklerim mi?

Yoksa bir gün, hiç tanımadığım bir insanın hayatına bıraktığım küçücük bir iyilik mi?

Sanırım insan, bu sorunun cevabını öldüğünde öğrenmüyor.

Her gün yeniden yazıyor.

Attığı her adımla...

Kurduğu her cümleyle...

Ve dokunduğu her kalple.

Belki de yolun hafızası, taşları ezberlemez.

İçinden geçen insanı ezberler.

Gerisi yalnızca mesafedir !.

Yusuf Tandoğan

...
Gece, insanın kendisiyle en dürüst konuştuğu zamandır.
Bugün yürüdüğünüz yolları değil, dokunduğunuz kalpleri hatırlayın.
Belki de günün en değerli izi, kimsenin fark etmediği küçük bir iyilikte saklıdır.
Vicdanınızın sesi huzurla, kalbiniz umutla dolsun.

İyi geceler."

Yusuf Tandoğan
Yusuf Tandoğan İlk 1000
@edebiyat 03 Aug
13 beğeni
0 yorum
12 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 0 Yorum

Henüz bir yorum bırakılmamış

İlk yorumu sen yap!

Hoş Geldin, Okur!