Dijital Kitaplık Logo

Dijital Kitaplık

Kitap Alıntıları ve Dijital Kitaplık

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

✨ Kar amacı gütmeyen bir ekip tarafından okur ve yazarlar için oluşturuldu.

🌟 Kitapların paradan daha değerli olduğu bir okur topluluğu. Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız!

Ücretsiz Kayıt Ol
Gogh, Socrates, Nietzsche ve Ben Akşamın en ağır saati - Yusuf Tandoğan | Dijital Kitaplık
BEYNİM YORMA BENİ

Yusuf Tandoğan

BEYNİM YORMA BENİ

"Gogh, Socrates, Nietzsche ve Ben
Akşamın en ağır saatiydi
Deniz koyu bir demir gibi yatıyordu kıyıda
Rüzgar pas kokuyordu
Ve ev…
Bu eski ev
Sanki bir zamanlar yaşayan bir şeydi de
Şimdi kabuğu kalmıştı.

Kapının gıcırtısı
Birinin adını söylemek ister gibi uzadı.

İçeri girdim.

Duvarlarda yılların nemi vardı
Tavan kirişleri
Birbirine yaslanmış yaşlı omuzlar gibi.

Kimse yoktu.

Ama bir yokluk
Bazen bir kalabalıktan daha gürültülüdür.

Sen gitmiştin.

Bunu ilk kez o gün anlamadım
Ama ilk kez o gün
Gerçekten duydum.

Deniz kıyıya vuruyordu
Her dalga
Ağır bir soruydu.

Neden?

Bu kelimeyi ilk kim buldu bilmiyorum
Ama insanın kalbine bırakılmış
Paslı bir bıçak gibi duruyor.

Bir sandal geçiyordu uzaktan
Gölgeler içindeydi.

İnsan bazen bir gölgeye bile
Kendi hikayesini yükler.

O gece ben
Kendi hikayemi taşımaktan yoruldum.

Bir sandalyeye oturdum.

Tahta çatladı.

Ev bile
Benim ağırlığıma alışkın değildi artık.

Pencereden denizi gördüm
Karanlık
Ucu görünmeyen bir düşünce gibiydi.

Bir an aklıma
Socrates geldi.

“Bildiğim tek şey
Hiçbir şey bilmediğimdir” demişti.

Ben o gece şunu öğrendim:

İnsan bazen
Hiçbir şey bilmediğini değil
Hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini öğrenir.

Ve o bilgi
Taştan ağırdır.

Duvarın dibinde eski bir tablo vardı.

Renkleri solmuştu.

Ama fırça darbelerinde hala bir öfke duruyordu.

Belki bir zamanlar
Vincent van Gogh gibi biri bakmıştı dünyaya
Ve demiştir ki

“Güneş bile bazen
Bir yaradır.”

Ben o gece güneşe inanmadım.

Çünkü karanlık
Daha dürüsttü.

Rüzgar evin içinde dolaştı
Birinin nefesi gibi.

Adını söylemek istedim.

Ama bazı isimler
Söylenince kırılır.

O yüzden sustum.

Sessizlik
Bazen insanın tek savunmasıdır.

Kıyıda dalgalar sertleşti.

Deniz
Kendisiyle kavga eden bir dev gibiydi.

O anda düşündüm

Belki insan da
Kendi içinde bir denizdir.

Ve her fırtına
İçeride kopar.

Bir kitap buldum rafta.

Tozunu üfledim.

Bir sayfa açıldı.

Bir yerde
Friedrich Nietzsche şöyle yazmıştı

“Uçuruma bakarsan
Uçurum da sana bakar.”

O gece
Ben uçuruma bakmadım.

Çünkü fark ettim ki
Uçurum zaten içimdeydi.

Bir zamanlar bu evde
Bir kahkaha vardı.

Şimdi duvarlarda
Yalnız yankısı kalmıştı.

İnsan bazı sesleri kaybedince
Dünya biraz küçülür.

Sonra biraz daha.

Sonra…

Bir gün fark edersin ki
Dünya küçülmemiştir.

Sadece sen
İçine çekilmişsindir.

Deniz hala vuruyordu kıyıya.

Hiç yorulmuyordu.

Buna hep hayret etmişimdir.

İnsan yorulur
İnsan vazgeçer
İnsan susar

Ama deniz…

Deniz hiçbir şeyi affetmez.

Ben de affetmedim.

Ne seni
Ne kendimi
Ne zamanı.

Gece ilerledi.

Ev biraz daha yaşlandı.

Ama gece ilerledikçe
Bir şey daha fark ettim.

Bu ev…
Bu eski, yorgun, çatlak ev

Zamanın değil
Senin gidişinin yıktığı bir şeydi.

Duvarlardaki dökülmüş sıvalar
Sanki içimden kopmuş parçalardı.

Penceredeki kırık cam
Bir zamanlar sana bakan kalbimin
keskin kenarıydı.

Anladım.

Bu ev aslında
Taştan yapılmamıştı.

Bu ev
Benim kalbimdi.

Sen gidince
Kapılar kendi kendine çürüdü
Kirişler eğildi
Duvarlar sessizce çöktü.

Ve deniz…

O hiç susmayan deniz

Kıyıya vuran her dalga
Aslında benim içimden kopan bir şeydi.

Bir dalga daha geldi
Bir tane daha

Sonra bir tane daha

İnsan bazen ağladığını fark etmez
Ta ki bütün deniz
Gözlerinden geçene kadar.

Rüzgar sustu.

Ev yine sessizdi.

Ama artık biliyordum

Denizin kıyıya vuruşu
Bir doğa olayı değildi.

O
İçimde kırılan kalbin
Gece boyunca
Taşa çarpan
Gözyaşlarıydı !.


Gogh, Socrates, Nietzsche ve Ben… Bu şiirim, insanın kendi içinde fırtınalarla nasıl baş başa kaldığını, yalnızlık ve acının nasıl birer ilham kaynağı olduğunu gösteriyor. Sanat asla yalnızca güzellik ya da mutluluk yaratmak için değildir. Acı, yara ve kayıp, büyük eserlerin temelidir. Tıpkı Leonardo’nun Mona Lisa’sı binlerce ince katmandan oluşuyorsa, Michelangelo’nun Davud heykeli milyonlarca çekiç darbesinin toplamıysa, Frida Kahlo’nun tabloları fiziksel ve ruhsal acılarının yansımasıysa, Auguste Rodin’in Düşünen Adam’ı da insanın içsel çatışmasını ve varoluşsal sorgusunu bedenle taşır. Tıpkı elmasın kömür ve basınç altında parlaması gibi, büyük sanat eserleri de sancı ve mücadeleden doğar. İlham çoğu zaman huzurdan değil, yoğun acıdan gelir. Sanatçı, kendi deneyimini ortaya koyarak, ölümsüzlüğe uzanan bir iz bırakır. Gerçek kalıcılık, yaşamak değil, yarattığımız eserle yaşamaya devam etmektir...

Yusuf Tandoğan"

Yusuf Tandoğan
Yusuf Tandoğan İlk 1000
@edebiyat 09 Aug
6 beğeni
0 yorum
7 görüntülenme

Satır Arası Notlar

Yoruma kullanıcı eklemek için @kullaniciadi yazmanız yeterlidir.

💬 0 Yorum

Henüz bir yorum bırakılmamış

İlk yorumu sen yap!

Hoş Geldin, Okur!