Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas'tı.
Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok. (S.180)
Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok. (S.180)
Bir insana çabalamanın hiçbir anlamının kalmadığını ve her şeyin bittiğini söylemek insani değil. (S.83)
Şimdiye kadar Latincenin ölü bir dil olduğunu bilirdim. Şimdi onun ölümün dili olduğunu biliyorum.
Ölüm latince konuşur. (S.32)
Ölüm latince konuşur. (S.32)
Yas aslında bencildir, terk edilmiş bir dünyada kendimiz için tuttuğumuz bir yastır. Ben onsuz nasıl yaşarım?
Rüyada gördüğümüz insanlar bizden daha fazla / ama onlar hiç yer kaplamaz
Babamın ölümüyle tek bir dünyanın değil, birkaç dünyanın yok olduğunu biliyorum.
Eğer ben arşivciysem, babam sülalenin yaşayan tarihiydi.
Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas'tı.
Sanırım Ecinniler'de bir yerde, Dostoyevski, insanın mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz olduğunu, tek sebebin bu olduğunu söyler.
Petrarca bir sonesinde, Yüreğinin nasıl yandığını söyleyebilenin ateşi azdır, diye yazmış.
Çocuklar ancak uyurken öpülür, yoksa şımarırlar, oralarda böyle denirdi.
Babam beni pek sevmezdi, diyor bir arkadaşım. Bir bakıma tüm kuşağımızın paylaştığı bir duygu bu. Babalarımız bizi pek şımartmazdı, bu bir gerçek, şımartmak annelerimizin ve büyükannelerimizin ayrıcalıydı.