Hanımın sonradan söylediğine göre, uzun uzun ve derinden gelen bir sesle bağırıyormuşum... Aman Allahım!.. Gözüm açıldıktan, yani şuurum yerine gelip uyandıktan sonra, küçük bir adamın öfkeyle duvara yaklaştığını ve ters ters bana bakarak duvardan kayboluşunu gördüm. Şimdi gözümü nasıl yumarım?(sf.15)
Beni boğuyorlar! Nefesim tükeniyor... "imdat!" diye son bir gayretle birkaç defa bağırabildim... O esnada silkeleniyorum... Gözlerimi açtım, uyandım; ama silkeleniyorum... Yüreğime yıldırım gibi inen bir ürperti... Sonra hanımın sesi: "Yok birşey, yok birşey; geçti!(sf.15)
Övgü veya sövgü... Büyük çoğunluğuyla girift düşünceler karşısında müteessir olma kabiliyeti hemen hiçe inen okuyucuya bu hüviyetini böylece bildirmek namus borcumu yerine getirdikten sonra, söylediğim gibi, asıl ben önceki halimi tanıyamıyordum. Üzerine tuz serpilmiş solucanın yerde kıvranması başka şey, başı bulutların içindeki adamın başdönmesi ayrı şey! Başı bulutların üzerinde bir cins idrak çilesi taşıdığımı söyleyemesem de, öyle insanların varlığını «sahiden>>> biliyorum.(sf.12)
O an aklına buzdolabındaki diğer şişe geldi; buzdolabına yönelirken artık gözü hiçbir şey görmüyordu... Sonunda titreyen ellerle şişeye uzandı; binbir güçlükle kapağını açtı ve soluksuz kalmış birinin ciğerlerini havayla doldurması gibi sek rakıdan büyük bir yudum aldı... Sonra bir yudum daha; derken otuzbeşlik Yeni Rakı yarıyı buldu... Sabah sabah, aç karnına içtiği bu rakı midesini yakıyordu... Ama asıl önemlisi, uyanıkken de gördüğü karabasanlar sona ermiş, bütün sürüngenler hiç değilse bir süre için, bilinmeyen yuvalarına geri çekilmişlerdi."(sf. 11)
Her akşam takıldığımız meyhanede, anlıyordum ki bu akşam başka biri var... İnsan güler, ağlar, kızar, düşünür; ama bunlar, belirli keyfiyetin görünüşleridir. Bazen birine kızarız da, "seni tanıyamıyorum!" deriz. Oysa, o tanıyamayış da tanınanın bir yönüdür.(sf.10)
Bizim Ercüment'e söylediğim söz, daha çok çakılıyor kafama:
"Nadir'in sırrını kurcalamak, insanın kendi kanına banarak yazması gibi bir şey!" (sf.10)
"Nadir'in sırrını kurcalamak, insanın kendi kanına banarak yazması gibi bir şey!" (sf.10)
Birşeyi belirtme ihtiyacındayım: Şu satırlar yazarken alkollüyüm ama, ne söylediğini bilmez bir durumda değilim. Sakın olaki, daha önce alkol tedavisi görmüş ve bu mevzuda, bildiğiniz yazı serisini hazırlamış olmam sizi yanıltmasın... Yani aklınıza birşey gelmesin! Aklım hiç olmadığı kadar başımda olarak, aklımı oynatabileceğimden korkuyorum!(sf. 10)
Söylesem iyi olacak: Çağımızın kaderine yakın temas içinde bulunan bir hadisenin seyri üzerinde bulunduğumu hissediyorum... "Hadiselerin sırrı, en az mantığındadır" hikmetine bürünmenin çağı!..(sf. 9)
Herşey o seçim gününden itibaren aydınlanmaya başladı; görünmeyen bir sırrın, kördüğüm yumak olmuş "sır” olarak aydınlanması... Doğrusunu söylemek gerekirse, nereye varacağını kestiremediğim hadiselerin beni de içine almasının korkusunu duyuyorum(Sf.9)