Denizin ortasındaki yaşlı ada, kadim güçlerin gözetiminde bugün daha bir hareketliydi. Gökyüzüne uzanan yüksek kayalıkların çevrelediği bu ada, dış dünyadan tamamen sıyrılmış gibiydi. Kıyılar, yıldız tozları ile parlayan siyah kumlarla kaplıydı ve denizin üzerinde bir sis tabakası dolaşıyordu. Sanki ada, kendi nabzı ile yaşıyordu. Ormanın derinliklerinden fısıltılar yükseliyor, ağaçların arasında ruhların şarkısı yayılıyordu.
Günaydın Aysudam'
Yan yana yürüyorduk. Adımlarımız betonun soğuk yüzeyinde yankılanıyordu ve ben yalnızca yanımdaki adamın varlığını hissediyordum. Deniz’in gövdesi bana fazlasıyla yakındı, sıcaklığı tenime sızıyordu. Ellerimi ceplerime sıkıştırarak nefesimi kontrol etmeye çalıştım ama faydasızdı. Aramızdaki mesafenin giderek daraldığını fark ettikçe nefesim kesiliyordu.
Yan yana yürüyorduk. Adımlarımız betonun soğuk yüzeyinde yankılanıyordu ve ben yalnızca yanımdaki adamın varlığını hissediyordum. Deniz’in gövdesi bana fazlasıyla yakındı, sıcaklığı tenime sızıyordu. Ellerimi ceplerime sıkıştırarak nefesimi kontrol etmeye çalıştım ama faydasızdı. Aramızdaki mesafenin giderek daraldığını fark ettikçe nefesim kesiliyordu.
Gök gürler, deniz kabarır.
Rüzgâr sesini kaybeder. Gölgenin gölgesi gelir de
Her şeyi siler.
Zincirlerin sesi karışır karanlık suya.
Unutulanlar, unutanları hatırlar.
Kan, küller ve yıldızlar bir araya geldiğinde
Kimin ışık, kimin gölge olduğu belli olur.
Ve zaman dönerken suyun sesi yükselecek.
Dört nefes yeniden birleşecek.
O tekrar çağırdığında…
Rüzgâr sesini kaybeder. Gölgenin gölgesi gelir de
Her şeyi siler.
Zincirlerin sesi karışır karanlık suya.
Unutulanlar, unutanları hatırlar.
Kan, küller ve yıldızlar bir araya geldiğinde
Kimin ışık, kimin gölge olduğu belli olur.
Ve zaman dönerken suyun sesi yükselecek.
Dört nefes yeniden birleşecek.
O tekrar çağırdığında…
Cemre, görüden hatırlayabildiği her detayı ayrıntıları ile arama motoruna yazdı. Ekranda beliren tüm sonuçlar tek bir yeri gösteriyordu. Kaklık Mağarası. Görsellerden birini büyüttü ve ekranı bize doğru çevirdi.
Prometheus getirildiğinde gökyüzü kurşuni bir renge bürünmüştü. Rüzgâr, tanrılarla titanlar arasında yüzyıllar önce yaşanmış savaşın fısıltılarını taşıyordu. Sanki her adımda zincirlerinin şıngırtısı dağın sessizliğini deliyordu.
Zirvenin üzerindeki gök hâlâ Zeus’un öfkesinden sarsılırken, dağın yamacına bir ışık indi. Ne şimşek gibi öfkeliydi ne de toprak gibi ağırdı. Bu iniş, kadim bir zarafeti, yüzyılları bilen bir yumuşaklığı taşıyordu. Göz kamaştıran bir ışıltıyla, tanrıça olduğu belli olan bir kadın belirdi. Hemen yanında güzellikte onunla yarışan biri daha vardı. İkisinin de yüzünde bir telaş fark ettim.
Gökyüzü üç kez yarıldığında denizler karaya yürüyecek,
Toprak altındaki öfkeyi kusacak.
Ay güneşe sırt çevirdiğinde,
Yıldızlar gözlerini kapattığında
Sonun nefesi dünyanın ensesine dokunacak.
Toprak altındaki öfkeyi kusacak.
Ay güneşe sırt çevirdiğinde,
Yıldızlar gözlerini kapattığında
Sonun nefesi dünyanın ensesine dokunacak.
Su unutmaz. Gördüğü her yüzü, taşıdığı her hayatı bilir. Yeryüzünün doğumundan bugüne, her şeyi bilir. Hepsi onda saklıdır. Şimdi o hafıza bir bedende kıpırdanıyor. Kalbi güçlü birinde.
Pandora, kendi sonunu hazırlayan ilk hatanı unutmadım. Şimdi ikinci ve son hatanı yapmaya hazırlanıyorsun. Bu sefer bir kutunun kapağını değil, kendi mezarını açacaksın. Seni dördüncü ayın yedinci gününde, Güneş en tepeye ulaştığında Phlegra Ovası’nda bekliyor olacağım.
Herakles fısıltı ile konuştu:
“Sen farklı kokuyorsun, ölümlü Aysuda. Auran çok güçlü.”
Bir an duraksadı ve devam etti:
“Hatta babam Zeus’unkinden bile. Daha önce hiç bu kadar güçlüsünü hissetmemiştim.”
“Sen farklı kokuyorsun, ölümlü Aysuda. Auran çok güçlü.”
Bir an duraksadı ve devam etti:
“Hatta babam Zeus’unkinden bile. Daha önce hiç bu kadar güçlüsünü hissetmemiştim.”
Yeter!” dedim daha sert bir şekilde.
“Evreni kendinizin sanmanız artık yetti. Burada bulunan herkes hiçten geldi ve hiçe gidecek. Evren her zaman yeniden doğmanın bir yolunu bulacak. Yeniden ve yeniden.”
“Evreni kendinizin sanmanız artık yetti. Burada bulunan herkes hiçten geldi ve hiçe gidecek. Evren her zaman yeniden doğmanın bir yolunu bulacak. Yeniden ve yeniden.”
O gece Elysion’da sadece bedenlerimiz değil, ruhlarımız da birleşti.
Ben, Aysuda. Hiçlikte her şeydim.
O, Deniz. Her şeydeki tek şeydi.
Ben, Aysuda. Hiçlikte her şeydim.
O, Deniz. Her şeydeki tek şeydi.
Onların bu hâlini gördüğünde Kirke gülmeden edemedi.
“Endişelenmeyin, bu tapınak tıpkı ilk günkü gibi. Yoksa büyülerimden şüphe mi etmeye başladınız? Burada olan burada kalır.”
Elpis gözlerini kısarak, yarı alaycı bir şekilde baktı.
“Hâlâ aynı kibir, Kirke,” dedi.
“Endişelenmeyin, bu tapınak tıpkı ilk günkü gibi. Yoksa büyülerimden şüphe mi etmeye başladınız? Burada olan burada kalır.”
Elpis gözlerini kısarak, yarı alaycı bir şekilde baktı.
“Hâlâ aynı kibir, Kirke,” dedi.
Pandora da böyle anlatıldı. Bir kutuyu açan, felaketleri dünyaya salan ilk kadın olarak. Oysa belki de açılan şey felaket değil, gerçeğin kendisiydi. Bazı hikâyeler uyutmak, bazı hikâyeler uyandırmak için anlatılır.