Bir ağaç olsaydım altında sevdalıların buluştuğu değil, mezarlıkların olduğu bir ağaç olmak isterdim. Orada olmak isterdim. Sırrını anlamak için hayatın, dünyanın nasıl da manasız kaldığını, hergün tekrar tekrar anlamak için..
Hüve'l-Bâkî yazıyordu mezar taşında. Çoğu mezar taşında yazardı bu zaten. 'Bâkî olan, kalıcı olan, yok olmayan, bitmeyen, tükenmeyen bir tek O'dur' manasına gelirdi ve 'O' Allah demekti. O bâkî idi, insan ise fånî.
Ölüme yakın olmak dünyadan uzak olmak demektir ya işte burası dünyanın girmediği yerdir. Ve insan dünyayı sever onun için sevmez mezarlıkları.
Hatırlamak için evvela unutmak gerekir. İnsan ancak unuttuğunu hatırlar evlat. Ben unutmadım ki
Yaşamak denen tılsım insanı kör ediyor. Görmek istediğinden ve göstermek istediğinden fazlasını göremiyor insan. Yaşamaya bu kadar çok alışınca ölmek diye bir şey yok sanıyor ya da unutuyor, unutturuluyor
Bilirim Allah'ım. Bilirim herkesin bir tasavvuru, düşüncesi, bir hayali varsa da Senin de bir takdirin var.
Allah'ım! Sen nelere kadirsin! Gelmez denen gelir Sen is-ersen görmez denen görür, ölmez denen ölür ve olmaz denen olur Sen dilersen.
Şehzade dahi olsa, saraylarda da doğsa Allah bir kimsenin nasibini kestiği vakit kimse çare olamıyor diye düşündü içinden..
Rabbim! Bana katından hayırlı bir nesil ver. Şüphesiz ki sen duayı hakkıyla işitensin.
Zira hüzünle sevinci teraziye koysalar, hep daha ağır basardı hüznün olduğu kefe.
ZAMAN BİR GERGEF... İlmek değil, ömür geçirir tellerine. Nerede doğduğunu, kimden den doğduğunu ve kimden oldu-ğunu seçtirmez sana. Mecburen doğar ve mecburen yaşarsın. Yürür gibi yaşamak, hangi yoldan gitsen de aynı yere varırsın. Yolun aynı olmasa da sonun aynıdır herkesle. Ve bu yola kimi bir kâşanede kimi bir viranede başlayıverir.
Anlatmak için söz gerekmiş, doğru. Lakin anlamak için söz lüzumsuz... Ağlamak gerekmiş.
Ağladım ve anladım...
Ağladım ve anladım...
Tek hakikat akıl değilmiş, öğrendim. Akıl bir et parçası, ne edecek de anlamayı bilecek? Oysa gönül varmış. Ve bilmek değil de hissetmekmiş esas olan.