Hiç evden çıkmadan beş yıl sürekli okusan belki biter bu kitaplar. " demişti Selim. Ne demek? İçinde birden hepsini okuyup bitirme ateşi yandı; kitapları her görüşünde yanan eski ateş. Kaç sayfa eder hepsi? Bin sayfa, beş bin sayfa, on bin sayfa? Bir sayfa kaç dakikada okunur, yemek ve uyku saatleri çıkarılırsa geriye günde kaç saat kalır, cumartesi, pazar ve bayramlar için daha uzun süre konursa...
Kimse aydınlıkta konuşmaya cesaret edemiyor.
Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.
Nefes alamıyordu. Bir şeyler yapmak, bir yere tutunmak istiyorum.
Yalnız kalmaktan da kalmamaktan da korkuyordu.
Çok şey vardı anlatılacak, o yüzden sustum.
Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
Sen duydun mu sustuklarımı?
Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
Sen duydun mu sustuklarımı?
Kendini anlatmakla meşgulken, kendini yaşamayı unuttu insan.
Hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz.
Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim beni uyandırma.
Selim Işık yalnızlığa dayanamazdı. İlk bakışta, yalnızlığın ve çevreyle uyuşmazlığın, yaşantısında önemli bir yer tuttuğu kolayca ileri sürülebilirdi. Selim, bu yargıya da dayanamazdı. Bütün dünya, ona dargın olabilirdi; fakat bu, aceleyle varılmış bir sonuçtu. Kimse onun kadar çevresine yakınlık duyamazdı.
İki satır öğrendin diye herkesi cahil mi sanıyorsun???
Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mese-le çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ay-rılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki in-san olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup durur-ken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaç-tığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
Turgut Özben ve eşi; ne kadar genç görünüyor resimde. Kim? Tabiî Turgut, canım. Ya karısı? O görünmüyor. Nasıl görünmüyor? Çok makyaj yapmış işte; gerçek anlaşılmıyor.
Kendini çözemeyen kişi,kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.
Bizi anlayacak kadın bilmedik.
Turgut Özben ve eşi; ne kadar genç görünüyor resimde. Kim? Tabiî Turgut, canım. Ya karısı? O görünmüyor. Nasıl görünmüyor? Çok makyaj yapmış işte; gerçek anlaşılmıyor.
Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yaklaştıran? Aramızdaki boşluğu nasıl doldurmalıyım? Sen olmadan seni nasıl öğrenmeliyim?
Cumhuriyet bu duruma bu kadar kayıtsız kalamaz.
Bütün hayatımı şu andaki gibi yaşasaydım hayır kalmazdı bende. Geçecek, Turgut, geçecek.