Sistemler çöker, geriye sadece isli ateşte ısınan kusurlu insan kalır.
Zamanı mahkemesinde en gelişmiş çip ile en ilkel taş eşittir ve ikisi de sonunda hareketsizliğe mahkumdur.
Sistemi çökertecek tek virüs, mantığın ön göremediği, algoritmaların hesaplayamadığı aptalca ve savunmasız şefkattir.
Yeni dünyada kazanan yoktu; sadece kimin insan kalmayı reddettiği kayda geçiyordu.
Tümülüs; toprağın vicdanıdır, üzerine yığılmış her avuç toprak, aslında bir suskunluğun katmanıdır.
Bazı kapılar anahtarla açılmaz sadece kanla açılır ve içeri girdiğinde seni karşılayan tek şey, taşlaşmış bir yalnızlıktır.
Vicdanının otobanında ezdiğin her hayalet, kilometre sayacını sıfırlar ve seni başladığını kanlı noktaya geri döndürür.
Vicdan dikiz aynasında belirmez; direksiyonun ta kendisidir. Nereye kırarsan kır, yolunu uçuruma çevirir.
Kardeşini öldürdüğünde eline bulaşan sıcak sıvıyı sadece kandan ibaret sanırsın ama o kendi çocukluğunun pıhtılaşmış kederidir.
Şeytanla pazarlık yaparken ruhunu satmazsın; sadece o ruhun zaten beş para etmediğini kabul edersin.
Kaosun hüküm sürdüğü bu evrende, mutlak sessizliğe ne gökyüzü ne de yeryüzü cevaz verir; sonuçta kusursuz bir suskunluk, sadece ölülerin imtiyazıdır.
Kıyamet, meleklerin değil o renkli balonların yere çakıldığı gündü.
Kusursuzluk, çürümeyi yenmek değil, yaşama ihtimalini tuzlayıp rafa kaldırmaktır.
Kusursuzluk, nabzın durduğu andır çünkü kainatta kaosa direnen tek mutlak nizam mezarlıktır.
Yüzünün yerindeki kazınmış boşluk, namludan çıkan mermiden daha vahşidir. mermi seni öldürür, o fotoğraf ise hiç doğmamış kılar.
Doğa merhamet etmez... Senin medeniyetin, onun dişleri arasında çürüyen paslı bir kemikten ibarettir.
Zaman durmaz, sadece bazıları için donar ve sen o buzun içinde yürüyen tek ateşsin. Dokunduğun her şeyi eritip yok edeceksin.
Kurtarıldığını sanırsın ama aslında Sadece bir sonraki deney için saklanan, henüz sırası gelmemiş bir kobaysındır.