Bu son" deyip ilk fırsatta aynı naneyi yeniden yiyenlerin bildiği o büyük mahcubiyetle söyleyebilirim ki, her deneme, yalandan da olsa, son yağmurun altında ıslanabilmek içindir...
Sınırsız bir affedicilikle harmanpanmış kalbim, sabır ve sessizlikle iyice demlenince, yumuşak bir içimi oldu tabii kişiliğimin.
[...] hayatımın kapılarını açıp, eğilerek ev terliği uzattığım kimsenin alnında "ateşle yaklaşma" yazmıyordu.
Yediğim her kazığın birkaç kez sağlamasını almadan, insanların dillerine sabitlenmiş, bencileyin zırhsız hedeflerin canını yakmak için tasarlanmış, güdümlü ve uzun menzilli yalanların tahrip gücüne ikna olamadım.
Keşkelere bağlı, kaderine razı bir sessizlikle ilikledim hırkamı.
Bedava malı paylaşırken herkes acele ediyordu, hakkı olmayanı alırken daha telaşlı oluyordu insanlar.
Cebimden o kırık gülümsememi çıkartıp, kimsenin görmediği bir elle ağzımın ortasına yapıştırdım.
Yıllardır hakkım olduğu halde verilmeyen, verildiği halde geri alınan ya da payıma hiç düşmeyen tüm yitik mutlulukların arkasından bükülen boynun, dudaktaki kırık gülümsemenin, bir türlü gelmeyen sıranın, tam sıra bana geldiğinde duyulan "kalmadı"ların ardından bırakılan boş bakışın sebebi hep o "olsun"lar.
Sana tahsis ettik yürek denilen arsayı; koy in cin top oynasın; koy anılar cirit atsın.
[...] sevgili gönülde meftun olunca bırakıp gidemiyorsun be Hakkı Amca, söküp atamıyorsun, kalbin de, kabrin de nakli mümkün ama aşkın nakli olmuyor.
Hani tabelanı yaptırıp göğsüme assam, desem ki, "Burada bir muhterem zat yatıyor", seni bekleyen kollarıma çaput bağlarlar, gözyaşlarıma dilek taşları atarlar, yani o derece...
Korku böyle bir şey Muazzez; insana her şeyi yaptırır, bunu bir aşıklar, bir de inananlar bilir.
Ruhumda bir şehir efsanesine dönüştün resmen.
Ayrıldıktan sonra, geçmiş zaman aşıkları gibi seni kalbime gömdüm Muazzez. Altında yatır olan araziden farkı yok şimdi. Yeni bir aşk inşa edemiyoruz; tam başlayacak oluyoruz, senin yattığın yere denk geliyor, dozerler çalışmıyor, kepçeler kırılıyor, gelen korkup kaçıyor.
Acılar kademe kademe, yaşadıkça dozu artıyor, tesiri azalıyor.
İnanmak istemediğimiz her şey yalan zaten.
Hani halının üzerine bir koltuk koyarsın, yıllar sonra o koltuğu kaldırdığında bir daha düzelmeyecek olan bir çukur kalır ya halıda. Ben o koltuktum onun hayatında. Kalkıp gittim ve onu yüreğindeki çukurla bıraktım.
[...] yaşamak zor, anlatmak kolay. Dinlemek de keyiflidir eminim. Biri gelip bana anlatsa, ben de önüme bir avuç kabak çekirdeği alıp dinlemek isterim. Dinleyene ne var!
[...] çünkü burası Tarihi Hoşça Kal Lokantası. Giderken herkes hoşça kal diyor, ben de kimseye, "Gitme" demiyorum.
Beş dakika gecikince, "Kusura bakma" dersin; birine kazara bir omuz geçirince dersin, üstüne yanlışlıkla çay dökünce dersin. Fakat insanın kalbini dağlayınca denir mi?